|
*KRONOLOJİ
*
HAYATI
*İLKELERİ
**
*ÖĞÜTLERİ
*ANITKABİR
*RESİMLERİ*
Devlet
İdaresi
İnsanlar daima yüksek, temiz ve mukaddes hedeflere yürümelidirler. Bu
hareket şeklidir ki insan olanın vicdanını, dimağını ve bütün insanî
kavramını tatmin eder. Bu şekilde yürüyenler, ne kadar büyük fedakârlık
yaparlarsa, yükselirler ve bu hareket şekli mutlaka açık olur.
1926
Çünkü alnı açık, dimağı açık, kalb ve vicdanı açık insanlar tarafından
idare olunabilen toplumlar ancak bu mânada hareketlerin izleyicisi
olabilirler. Fikirlerini, duygularını ve teşebbüslerini gizli tutanlar,
gizli vasıtalar uygulamaya girişenler mutlaka utanma ve sıkılmayı
gerektiren, akıl ve mantığın haricinde hareket edenler olabilirler. Bu
gibi işlere girişenlerin sonu er geç acıdır.1926
Bizim yüzümüz, her zaman temiz ve pâk idi ve daima temiz ve pâk
kalacaktır. Yüzü çirkin, vicdanı çirkinliklerle dolu olanlar, bizim
vatansevercesine vicdanlıca ve namusluca hareketlerimizi küçük ve çirkin
ihtirasları yüzünden, çirkin göstermeye kalkışanlardır.
1927
Yemin mukaddes bir sözleşme demektir. Namus sahibi olan bir kimse
verdiği sözden dönmez.
1919
Asla hatırdan çıkarmamalısınız: Bizim en büyük kuvvetimizi, bugün de,
yarın da dürüst, açık bir siyaset ve sözlerimize bağlılık teşkil
edecektir.1915
Mesuliyet yükü herşeyden, ölümden de ağırdır.1915
Hakikati konuşmaktan korkmayınız.1918
Her an tarihe karşı, cihana karşı hareketimizin hesabını verebilecek bir
vaziyette bulunmak lâzımdır. 1930
Yapmamıza imkân hasıl olan işleri yapmazsak, tarih bizi tenkit eder.1928
Millî egemenlik esası üzerinde idare edilen medeni devletlerde, kabul
edilmiş ve fiilen geçerli bulunan esas; milletin genel isteklerini en
çok temsil eden ve bu isteklerin bağlı olduğu menfaat ve gerekleri, en
yüksek kudretle ve selâhiyetle yapabilecek siyasî grubun, devlet
işlerinin idaresini üzerine alması ve bu mesuliyeti en yüksek liderinin
omuzuna bırakması prensibinden ibarettir.1927
Zaten bu şartları kazanamayan bir hükûmet vazife yapamaz. Hükûmetin,
kuvvetli grup üyeleri arasından ve fakat birinci derecede
olmayanlarından zayıf bir hükûmet yapmak ve onu partinin birinci
liderlerini emir ve öğütleriyle yürütmeye kalkışmak fikri, elbette doğru
değildir. Bunun feci neticeleri bilhassa Osmanlı Devletinin son
günlerinde görülmüştür. İttihat ve Terakki liderlerinin elinde oyuncak
olan sadrazamlardan ve onların hükûmetlerinden, millete gelen zararlar
sayılamayacak kadar çok değil midir?1927
Mecliste, hâkim olan partinin, hükûmet kurmayı, muhalif ve azınlıkta
bulunan bir partiye terk etmesi ise asla sözkonusu olamaz.1927
Kaideten ve usulen milletin ekseriyetini temsil eden ve özel amacı belli
olan parti, hükûmeti kurma mesuliyetini üzerine alır ve kendi amaç ve
prensiplerini memlekette uygular. 1927
Bizim telâkkimize göre, siyasî kuvvet, millî irade ve egemenlik,
milletin bütün halinde müşterek şahsiyetine aittir, birdir. Taksim
edilemez, ayrılamaz ve başkasına bırakılamaz.1930
İnsaf ve merhamet dilenmekle millet işleri, devlet işleri görülemez;
millet ve devlet şeref ve bağımsızlığı temin edilemez.
1927
İnsaf ve merhamet dilenmek gibi bir prensip yoktur. Türk milleti,
Türkiye'nin gelecek çocukları, bunu, bir an hatırdan çıkarmamalıdırlar.
1927
Bir hükûmet iyi midir, fena mıdır? Hangi hükûmetin iyi veya fena
olduğunu anlamak için, "Hükûmetten gaye nedir?" bunu düşünmek lâzımdır.
Hükûmetin iki hedefi vardır. Biri milletin korunması, ikincisi milletin
refahını temin etmek. Bu iki şeyi temin eden hükûmet iyi, edemeyen
fenadır.1923
Gerçi asıl olan millettir. Toplumdur. Onun da umumî iradesi, Mecliste
belirir; bu her yerde böyledir. Fakat, fertler de vardır. Meclis,
memleket ve devlet işlerini fertlerle, şahıslarla yapmaktadır. Her
devletin işlerini yöneten şahıs ve şahıslar meydandadır. Hakikati,
mânasız görüşlerle inkâra yer yoktur. 1922
Benim istediğim sadece memleket işlerinin Büyük Millet Meclisinde açıkça
münakaşa edilmesidir. Büyük Millet Meclisinde Türk milletinin gözü
önünde açıkça konuşulamayacak hiçbir iş yoktur.
1930
Millete efendilik yoktur. Hizmet etme vardır. Bu millete hizmet eden,
onun efendisi olur.1921
Yapmak iktidarında olmadığımız işleri uyuşturucu, oyalayıcı sözlerle
yaparız diyerek millete karşı gündelik siyaset takip etmek prensibimiz
değildir.1931
Memleket işlerinde, millet işlerinde, hakikî işlerde duygulara, hatıra,
dostluğa bakılmaz.1922
Memleket dayanışma isteyen bir birliğe muhtaçtır. Alelâde
politikacılıkla milleti parçalamak, hıyanettir.1925
Milleti idarede prensibimiz, milletin müşterek ve umumî fikir ve
eğilimlerine uymaktır. Bu fikir ve eğilimlerin hakikî ve ciddi
olabilmesi, milletin maddî ve manevî ihtiyaç kaynaklarından gelmesine
bağlıdır.
Milleti, aklımızın ermediği, yapmak kudret ve kabiliyetini kendimizde
görmediğimiz hususlar hakkında kandırarak geçici teveccühler elde etmeye
tenezzül etmeyiz. Millete, âdi politikacılar gibi yalancı vaatlerde
bulunmaktan nefret ederiz.
1925
Millet tarafından, millet adına, devleti idareye yetkili kılınanlar
için, gerektiği zaman, millete hesap vermek, mecburiyeti, lâubalilik ve
keyfî hareketle uzlaşamaz. 1930
Eğitim
En mühim ve feyizli vazifelerimiz millî eğitim işleridir. Millî eğitim
işlerinde mutlaka muzaffer olmak lâzımdır. Bir milletin hakikî kurtuluşu
ancak bu suretle olur.
1922
İlim ve teknikle ilgili teşebbüslerin faaliyet merkezi mekteptir. Bu
sebeple lâzımdır... Mektep adını hep beraber hürmetle, saygıyla analım:
Mektep genç beyinlere, insanlığa hürmeti, millet ve memlekete sevgiyi,
şerefi bağımsızlığı öğretir... Bağımsızlık tehlikeye düştüğü zaman onu
kurtarmak için izlenmesi uygun olan en doğru yolu belletir... Memleket
ve milleti kurtarmağa çalışanların aynı zamanda mesleklerinde birer
namuslu uzman ve birer çalışkan bilgin olmaları lâzımdır. Bunu temin
eden mekteptir. Ancak bu şekilde her türlü teşebbüslerin mantıkî
neticelere erişmesi mümkün olur.
1922
Milletimizin siyasî, toplumsal hayatında, milletimizin fikrî
terbiyesinde rehberimiz ilim ve teknik olacaktır. Mektep sayesinde,
mektebin vereceği ilim ve teknik sayesindedir ki Türk milleti, Türk
sanatı, ekonomisi, Türk şiir ve edebiyatı, bütün güzelliğiyle gelişir.
1922
Memleketimizi, toplumumuzu gerçek hedefe, mutluluğa eriştirmek için iki
orduya ihtiyaç vardır. Biri vatanın hayatını kurtaran asker ordusu,
diğeri milletin istikbalinin yoğuran kültür ordusu. Bu iki ordunun her
ikisi de kıymetlidir, yücedir, verimlidir, saygıdeğerdir. Fakat bu iki
ordudan hangisi daha kıymetlidir, hangisi diğerine üstün tutulur?
Şüphesiz böyle bir tercih yapılamaz, bu iki ordunun ikisi de hayatîdir.
1923
Yalnız siz, kültür ordusu mensupları, sizleri bağlı olduğunuz ordunun
kıymet ve kutsiyetini anlatmak için şunu söyleyeyim ki sizler ölen ve
öldüren birinci orduya niçin öldürüp niçin öldüğünü öğreten bir ordunun
fertlerisiniz.
1923
Bir millet kültür ordusuna malik olmadıkça, muharebe meydanlarında ne
kadar parlak zaferler elde ederse etsin o zaferlerin sürekli neticeler
vermesi ancak kültür ordusunun varlığına bağlıdır. Bu ikinci ordu
olmadan birinci ordunun verimli sonuçları kaybolur.
1923
Milletleri kurtaranlar yalnız ve ancak öğretmenlerdir. Öğretmenden,
eğiticiden mahrum bir millet henüz millet adını almak istidadını
kazanmamıştır. Ona alelâde bir kitle denir, millet denemez. Bir kitle
millet olabilmek için mutlaka eğiticilere, öğretmenlere muhtaçtır.
1925
Memleketi ilim, kültür, iktisat ve bayındırlık sahasında da yükseltmek,
milletimizin her hususta pek verimli olan kabiliyetlerini geliştirmek,
gelecek nesillere sağlam, değişmez ve olumlu bir karakter vermek
lâzımdır. Bu kutsal amaçları elde etmek için savaşan aydın kuvvetlerin
arasında öğretmenler en mühim ve nazik yeri almaktadırlar.
1923
Mekteplerde öğretim vazifesinin itimada şayan ellere teslimini, memleket
evlâdının, o vazifeyi kendine hem bir meslek, hem bir ülkü sayacak,
üstün ve saygıdeğer öğretmenler tarafından yetiştirilmesini temin için
öğretmenlik, diğer serbest ve yüksek meslekler gibi, derece derece
ilerlemeye ve her halde refah teminine müsait bir meslek haline
konulmalıdır. Dünyanın her tarafında öğretmenler, toplumun en fedakâr ve
saygıdeğer unsurlarıdır.
1923
Yeni nesil, en büyük cumhuriyetçilik dersini bugünkü öğretmenler
topluluğundan ve onların yetiştirecekleri öğretmenlerden alacaktır.
1924
Öğretmenler! Yeni nesli, cumhuriyetin fedakâr öğretmen ve eğitimcileri,
sizler yetiştireceksiniz. Ve yeni nesil, sizin eseriniz olacaktır.
Eserin kıymeti, sizin maharetiniz ve fedakârlığınız derecesiyle orantılı
bulunacaktır. Cumhuriyet; fikren, ilmen, fennen, bedenen kuvvetli ve
yüksek karakterli koruyucular ister! Yeni nesli, bu özellik ve
kabiliyette yetiştirmek sizin elinizdedir.
1924
İlk ve orta öğretim mutlaka insanlığın ve medeniyetin gerektirdiği ilmi
ve tekniği versin, fakat o kadar pratik bir tarzda versin ki çocuk
okuldan çıktığı zaman aç kalmağa mahkûm olmadığına emin olun.
1931
Eğitimdir ki, bir milleti hür, bağımsız, şanlı, yüksek bir toplum
halinde yaşatır, veya bir milleti kölelik ve yoksulluğa terkeder.
1925
Çocuklarımıza ve gençlerimize vereceğimiz tahsilin hududu ne olursa
olsun, onlara esaslı olarak şunları öğreteceğiz: 1- Milliyetine, 2-
Türkiye Devletine, 3- Türkiye Büyük Millet Meclisine; düşman olanlarla
mücadele lüzumu. Fertleri bu mücadele gerekleri ve vasıtalariyle
donanmayan milletler için yaşama hakkı yoktur. Mücadele, mücadele
lâzımdır.
1922
Gelecek için hazırlanan vatan evlâdına, hiçbir güçlük karşısında baş
eğmeyerek tam sabır ve dayanma ile çalışmalarını ve öğrenimdeki
çocuklarımızın anne ve babalarına yavrularının tahsillerinin
tamamlanması için her fedakârlığı göze almaktan çekinmemelerini tavsiye
ederim.
1921
Büyük tehlikeler önünde uyanan milletlerin ne kadar kararlı olduklarını
tarih doğrulamaktadır. Silahıyla olduğu gibi kafasıyla da mücadele
mecburiyetinde olan milletimizin, birincisinde gösterdiği kudreti
ikincisinde de göstereceğine asla şüphem yoktur.
1921
Bağımsızlık
Tam bağımsızlık, bizim bugün üzerimize aldığımız vazifenin temel
ruhudur. Bu vazife, bütün millete ve tarihe karşı yüklenilmiştir. Bu
vazifeyi yüklenirken, tatbik kabiliyeti hakkında şüphe yok ki çok
düşündük. Fakat netice olarak edindiğimiz görüş ve iman, bunda, muvaffak
olabileceğimize dairdir. Biz, böyle işe başlamış adamlarız. Bizden
evvelkilerin işledikleri hatalar yüzünden, milletimiz sözde mevcut
zannolunan bağımsızlığında kayıtlı bulunuyordu. Şimdiye kadar
Türkiye'yi, medeniyet dünyasında kusurlu gösteren neler düşünülebilirse,
hep bu hatadan ve bu hataya uymadan doğmaktadır. Bu hataya uyma
neticesi; mutlaka, memleket ve milletin bütün haysiyetinden ve bütün
yaşama kabiliyetinden soyunma ve uzaklaşmasını gerektirebilir. Biz;
yaşamak isteyen, haysiyet ve şerefiyle yaşamak isteyen bir milletiz. Bir
hataya uyma yüzünden bu özelliklerden mahrum kalmaya tahammül edemeyiz.
Bilgin, cahil, istisnasız bütün millet fertleri, belki içinde
bulundukları güçlükleri tamamen anlamaksızın, bugün yalnız bir nokta
etrafında toplanmış ve fakat sonuna kadar kanını akıtmaya karar
vermiştir. O nokta; tam bağımsızlığımızın temini ve devam
ettirilmesidir.
Tam bağımsızlık denildiği zaman, elbette siyasi, malî, iktisadî, adlî,
askerî, kültürel ve benzeri her hususta tam bağımsızlık ve tam
serbestlik demektir. Bu saydıklarımın herhangi birinde bağımsızlıktan
mahrumiyet, millet ve memleketin gerçek mânasiyle bütün bağımsızlığından
mahrumiyeti demektir. Biz, bunu temin etmeden barış ve sükûna
erişeceğimiz inancında değiliz.
1921
Bağımsızlık ve hürriyetlerini her ne bahasına ve her ne karşılığında
olursa olsun zedeleme ve kayıtlamaya asla müsamaha etmemek; bağımsızlık
ve hürriyetlerini bütün mânasiyle koruyabilmek ve bunun için gerekirse,
son ferdinin, son damla kanını akıtarak, insanlık tarihini şanlı örnek
ile süslemek; işte bağımsızlık ve hürriyetin hakiki mahiyetini, geniş
mânasını, yüksek kıymetini, vicdanında kavramış milletler için temel ve
ölmez prensip... Ancak bu prensip uğrunda her türlü fedakârlığı, her an
yapmaya hazır milletlerdir ki, devamlı olarak insanlığın hürmet ve
saygısına lâyık bir topluluk olarak düşünülebilirler.
1928
Bağımsızlığı için ölümü göze alan millet, insanlık haysiyet ve şerefinin
icabı olan bütün fedakârlığı yapmakla teselli bulur ve elbette esaret
zincirini kendi eliyle boynuna geçiren miskin, haysiyetsiz bir millete
nazaran dost ve düşman nazarındaki mevkii farklı olur. 1927
Esas Türk milletinin haysiyetli ve şerefli bir millet olarak
yaşamasıdır. Bu esas ancak tam bağımsızlığa sahip olmakla temin
olunabilir. Ne kadar zengin ve refaha kavuşturulmuş olursa olsun
bağımsızlıktan mahrum bir millet, medenî insanlık karşısında uşak olmak
mevkiinden yüksek bir muameleye lâyık olamaz.
Yabancı bir devletin himaye ve desteğini kabul etmek, insanlık
özelliklerinden mahrumiyeti, beceriksizlik ve miskinliği itiraftan başka
bir şey değildir. Gerçekten bu aşağı dereceye düşmemiş olanların
isteyerek başlarına bir yabancı efendi getirmelerine asla ihtimal
verilemez.
Halbuki Türk'ün haysiyet ve izzetinefis ve kabiliyeti çok yüksek ve
büyüktür. Böyle bir millet esir yaşamaktansa yok olsun daha iyidir.
Bundan ötürü, ya bağımsızlık, ya ölüm!...1919
Arzumuz dışarıda bağımsızlık, içeride kayıtsız ve şartsız millî
egemenliği korumadan ibarettir. Millî egemenliğimizin hattâ bir
zerresini bozmak niyetinde bulunanların kafalarını parçalayacağınızdan
eminim. 1923
"Biz barış istiyoruz" dediğimiz zaman "tam bağımsızlık istiyoruz"
dediğimizi herkesin bilmesi lâzımdır. Bunu istemeye hakkımız ve
kudretimiz vardır. On sene, yirmi sene sonra aşağılaşarak ölmekten ise
şimdiden şeref ve haysiyetle ölmeyi üstün tutmalıyız.
1923
Ben yaşayabilmek için mutlaka müstakil bir milletin evlâdı kalmalıyım.
Bu sebeple millî bağımsızlık bence bir hayat meselesidir. Millet ve
memleketin menfaatleri icap ettiği takdirde, insanlığı teşkil eden
milletlerden her biriyle medeniyet gereği olan dostluk, siyaset
münasebetlerini büyük bir hassasiyetle takdir ederim. Ancak benim
milletimi esir etmek isteyen herhangi bir milletin de bu arzusundan
sarfınazar edinceye kadar amansız düşmanıyım.(1921)
Biz Türkler bütün tarihimiz boyunca hürriyet ve bağımsızlığa sembol
olmuş bir milletiz. (Nutuk)
Ne kadar zengin ve müreffeh olursa olsun, bağımsızlıktan mahrum bir
millet, medenî insanlık karşısında uşak olmak mevkiinden yüksek bir
muameleye liyakat kazanamaz.
(Nutuk)
Türk Milleti yüzyıllardan beri hür ve müstakil yaşamış ve istiklâli
yaşamak için şart saymış bir kavmin kahraman evlâtlarından ibarettir. Bu
millet istiklâlsiz yaşamamıştır, yaşayamaz ve yaşamayacaktır.
(21 Haziran 1922)
Hürriyet ve istiklâl benim karakterimdir ben milletimin en büyük ve
ecdadımın en kıymetli mirası olan istiklâl aşkı ile dolu bir adamım.
Çocukluğumdan bugüne kadar ailevî hususî ve resmî hayatımın her
safhasını yakından bilenlerce bu aşkım malûmdur. Bence bir millette
şerefin, haysiyetin, namusun ve insanlığın vücut beka bulabilmesi
mutlaka o milletin hürriyet ve istiklâline sahip olmasıyla kaimdir. Ben
şahsen bu saydığım vasıflara çok ehemmiyet veririm. Ve bu vasıfların
kendimde mevcut olduğunu iddia edebilmek için milletimin de aynı
vasıfları taşımasını esas şart bilirim. Ben yaşayabilmek için mutlaka
müstakil bir milletin evlâdı kalmalıyım. Bu sebeple millî istiklâl bence
bir hayat meselesidir.
İstiklâl ve hürriyet âşıkı milletler için, ıstırap anları, o ıstırabın
âmilleri, ibret alıp tetikte durmak için daima hatırlanmalıdır. İstiklâl
ve hürriyetlerini her ne pahasına ve her ne karşılığında olursa olsun
ihlâl ve takyide asla müsamaha etmemek, istiklâl ve hürriyetlerini bütün
mânasıyla masun bulundurmak ve bunun için, icap ederse, son ferdinin son
damla kanını akıtarak insanlık tarihini şanlı bir misalle süslemek: İşte
istiklâl ve hürriyetin hakikî mahiyetini, geniş mânasını, yüksek
kıymetini vicdanında idrak etmiş milletler için esas ve hayati prensip.
Büyük ve hayalî şeyleri yapmadan yapmış gibi görünmek yüzünden bütün
dünyanın düşmanlığını, garazını, kinini, bu memleketin ve milletin
üzerine çektik. Biz panislâmizm yapmadık. Belki, "yapmıyoruz, yapacağız"
dedik. Düşmanlar da "yaptırmamak için biran evvel öldürelim" dediler.
Panturanizm yapmadık, "yaparız, yapıyoruz" dedik, "yapacağız" dedik ve
yine "öldürelim" dediler. Bütün dâva bundan ibarettir.
(1921)
Bilim&Teknoloji
Dünyada herşey için, medeniyet için, hayat için, başarı için en gerçek
yol gösterici ilimdir, fendir. İlim ve fennin dışında yol gösterici
aramak gaflettir, cahilliktir, doğru yoldan sapmaktır. Yalnız ilmin ve
fenin yaşadığımız her dakikadaki safhalarının gelişimini anlamak ve
ilerlemeleri zamanında takip etmek şarttır. Bin, iki bin, binlerce yıl
önceki ilim ve fen lisanının koyduğu kuralları, şu kadar bin yıl sonra
bugün aynen uygulamaya kalkışmak elbette ilim ve fennin içinde bulunmak
değildir.
1924
Gözlerimizi kapayıp tek başımıza yaşadığımızı düşünemeyiz. Memleketimizi
bir çember içine alıp dünya ile alakasız yaşayamayız... Aksine
yükselmiş, ilerlemiş, medeni bir millet olarak medeniyet düzeyinin
üzerinde yaşayacağız. Bu hayat ancak ilim ve fen ile olur. İlim ve fen
nerede ise oradan olacağız ve her millet ferdinin kafasına koyacağız.
İlim ve fen için kayıt ve şart yoktur.
1922
Gözlerimizi kapayıp tek başımıza yaşadığımızı düşünemeyiz. Memleketimizi
bir çember içine alıp dünya ile alakasız yaşayamayız... Aksine
yükselmiş, ilerlemiş, medeni bir millet olarak medeniyet düzeyinin
üzerinde yaşayacağız. Bu hayat ancak ilim ve fen ile olur. İlim ve fen
nerede ise oradan olacağız ve her millet ferdinin kafasına koyacağız.
İlim ve fen için kayıt ve şart yoktur.
1922
Hiçbir tutarlı kanıta dayanmayan birtakım geleneklerin, inanışların
korunmasında ısrar eden milletlerin ilerlemesi çok güç olur; belki de
hiç olmaz. İlerlemede geleneklerin kayıt ve şartlarını aşamayan
milletler, hayatı, akla ve gerçeklere uygun olarak göremez. Hayat
felsefesini geniş bir açıdan gören milletlerin egemenliği ve boyunduruğu
altına girmeye mahkumdur.
1922
Başarılı olmak için aydın sınıfla halkın zihniyet ve hedefi arasında
doğal bir uyum sağlamak lazımdır. Yani aydın sınıfın halka telkin
edeceği idealler, halkın ruh ve vicdanından alınmış olmalıdır.
1923
Halka yaklaşmak ve halkla kaynaşmak daha çok aydınlara yöneltilen bir
vazifedir. Gençlerimiz ve aydınlarımız niçin yürüdüklerini ve ne
yapacaklarını önce kendi beyinlerinde iyice kararlaştırmalı, onları halk
tarafından iyice benimsenip kabul edilebilecek bir hale getirmeli,
onları ancak ondan sonra ortaya atmalıdır.
1923
Taassup cahilliğe dayanır. Bundan dolayı taassubu olan cahildir. İlim
mutlaka cahilliği yener, o halde halkı aydınlatmak lazımdır.
1923
Bu millet ve memleket ilme, irfana çok muhtaç; tahsil yapmış, diploma
almış gelmiş, olanları korumak kadar doğal ve lüzumlu bir şey olmaktan
başka, parti parti eğitim ve öğretim görmek için ilim ve fen almak için
Avrupa'ya, Amerika'ya ve her tarafa çocuklarımızı göndermeye mecburuz ve
göndereceğiz. İlim ve fen ve ihtisas nerede varsa, sanat nerede varsa
gidip, öğrenmeye mecburuz. Bu nedenle artık himaye ok zayıf kalır. Bunun
yerine mecburiyet geçerli olur.
1923
İlim ve özellikle sosyal bilimler dalındaki işlerde ben emir vermem. Bu
alanda isterim ki beni bilim adamları aydınlatsınlar. Onun için siz
kendi ilminize, irfanınıza güveniyorsanız, bana söyleyiniz, sosyal
ilimlerin güzel (yapıcı) yönlerini gösteriniz, ben takip edeyim.
1923
Ben, manevî miras olarak hiç bir ayet, hiçbir dogma, hiçbir donmuş ve
kalıplaşmış kural bırakmıyorum. Benim manevî mirasım ilim ve akıldır.
Benden sonrakiler, bizim aşmak zorunda olduğumuz çetin ve köklü
zorluklar karşısında, belki gayelere tamamen eremediğimizi fakat asla
taviz vermediğimizi, akıl ve ilmi rehber edindiğimizi tasdik
edeceklerdir.
1923
Din ve Lâiklik
Din vardır ve lâzımdır. Temeli çok sağlam bir dinimiz var. Malzemesi
iyi; fakat bina, uzun asırlardır ihmale uğramış. Harçlar döküldükçe yeni
harç yapıp binayı takviye etmek lüzumu hissedilmemiş. Aksine olarak
birçok yabancı unsur -tefsirler, hurafeler- binayı daha fazla
hırpalamış. Bugün bu binaya dokunulamaz, tamir de edilemez. Ancak
zamanla çatlaklar derinleşecek ve sağlam temeller üstünde yeni bir bina
kurmak lüzumu hasıl olacaktır.1922
Din, bir vicdan meselesidir. Herkes vicdanının emrine uymakta
serbesttir. Biz dine saygı gösteririz. Düşünüşe ve düşünceye muhalif
değiliz. Biz sadece din işlerini, millet ve devlet işleriyle
karıştırmamağa çalışıyor; kaste ve fiile dayanan taassupkâr
hareketlerden sakınıyoruz. Gericilere asla fırsat vermeyeceğiz.
1922
Ey arkadaşlar! Tanrı birdir, büyüktür; tanrısal inanışların
belirtilerine bakarak diyebiliriz ki: İnsanlar iki sınıfta, iki devirde
mütalâa olunabilir. İlk devir insanlığın çocukluk ve gençlik devridir.
İkinci devir, beşeriyetin erginlik ve olgunluk devridir.
1922
Bizim dinimiz en mâkul ve en tabiî bir dindir. Ve ancak bundan dolayıdır
ki son din olmuştur. Bir dinin tabiî olması için akla, fenne, ilme ve
mantığa uyması lâzımdır. Bizim dinimiz bunlara tamamen uygundur.
1923
Bizim dinimiz, milletimize değersiz, miskin ve aşağı olmayı tavsiye
etmez. Aksine Allah da, Peygamber de insanların ve milletlerin değer ve
şerefini muhafaza etmelerini emrediyor.
1923
Cumhuriyet
Cumhuriyet rejimi demek, demokrasi sistemi ile devlet şekli demektir.
Biz Cumhuriyeti kurduk, o on yaşını doldururken demokrasinin bütün
icaplarını sırası geldikçe uygulamaya koymalıdır.
1933
Cumhuriyet düşünce serbestliği taraftarıdır. Samimî ve meşru olmak
şartiyle her fikre hürmet ederiz. Her kanaat bizce muhteremdir. Yalnız
muarızlarımızın insaflı olması lâzımdır.
1923
Cumhuriyet ahlâki fazilete dayanan bir idaredir. Cumhuriyet fazilettir.
1925
Türk milletinin tabiat ve âdetlerine en uygun olan idare Cumhuriyet
idaresidir.
1924
Cumhuriyet, yeni ve sağlam esaslariyle, Türk milletini emin ve sağlam
bir istikbal yoluna koyduğu kadar, asıl fikirlerde ve ruhlarda yarattığı
güvenlik itibariyle, büsbütün yeni bir hayatın müjdecisi olmuştur.
1936
Bugünkü hükûmetimiz, devlet teşkilâtımız doğrudan doğruya milletin kendi
kendine, kendiliğinden yaptığı bir devlet teşkilâtı ve hükûmettir ki,
onun ismi Cumhuriyettir. Artık hükûmet ile millet arasında mazideki
ayrılık kalmamıştır. Hükümet millettir ve millet hükûmettir. Artık
hükûmet ve hükûmet mensupları kendilerinin milletten ayrı olmadıklarını
ve milletin efendi olduğunu tamamen anlamışlardır.
1925
Son senelerde milletimizin fiilen gösterdiği kabiliyet, istidat, idrak,
kendi hakkında kötü fikir besleyenlerin ne kadar gafil ve ne kadar
tetkikten uzak görünüşe düşkün insanlar olduğunu pek güzel ispat etti.
Milletimiz haiz olduğu özelliklerini ve liyakatini hükûmetinin yeni
ismiyle medeniyet dünyasına daha çok kolaylıkla göstermeğe muvaffak
olacaktır. Türkiye Cumhuriyeti, cihanda işgal ettiği mevkiye lâyık
olduğunu eserleriyle ispat edecektir.
Türkiye Cumhuriyeti mesut, muvaffak ve muzaffer olacaktır.
29 Ekim 1923
Temeli büyük Türk milletinin ve onun kahraman evlâtlarından mürekkep
büyük ordumuzun vicdanında akıl ve şuurunda kurulmuş olan
Cumhuriyetimizin ve milletin ruhundan mülhem prensiplerimizin bir
vücudun ortadan kaldırılması ile bozulabileceği fikrinde bulunanlar, çok
zayıf dimağlı bedbahtlardır. Bu gibi bedbahtların, Cumhuriyetin adalet
ve kudret pençesinde lâyık oldukları muameleye maruz kalmaktan başka
nasipleri olmaz. Benim naçiz vücudum birgün elbet toprak olacaktır,
fakat Türkiye Cumhuriyeti ilelebet yaşıyacaktır. Ve Türk milleti emniyet
ve saadetinin kefili olan prensiplerle medeniyet yolunda, tereddütsüz
yürümeğe devam edecektir.
1926
Cumhuriyetimiz öyle zannolunduğu gibi zayıf değildir. Cumhuriyet bedava
da kazanılmış değildir. Bunu elde etmek için kan döktük. Her tarafta
kırmızı kanımızı akıttık. İcabında müesseselerimizi müdafaa için lâzım
olanı yapmağa hazırız.
1923
Gelecek nesillerin Türkiye de Cumhuriyetin ilanı günü, ona en
merhametsizce hücum edenlerin başında, cumhuriyetçiyim iddiasında
bulunanların yer aldığını görerek şaşıracaklarını asla farz etmeyiniz!
Bilâkis, Türkiye'nin münevver ve cumhuriyetçi çocukları, böyle
cumhuriyetçi geçinmiş olanların hakikî zihniyetlerini tahlil ve tesbitte
hiç de tereddüde düşmeyeceklerdir.
1927
Onlar, kolaylıkla anlayacaklardır ki, çürümüş bir hanedanın, halife
unvanıyla başının üstünden zerre kadar uzaklaşmasına imkân kalmayacak
surette muhafazasının mecburî kılan bir devlet şeklinde, cumhuriyet
idaresi ilân olunsa bile, onu yaşatmak mümkün değildir.
1927
Demokrasi ve Hürriyet
Unutulmamalıdır ki, milletin hâkimiyetini bir şahısta veyahut mahdut
eşhasın elinde bulundurmakta menfaat bekleyen cahil ve gafil insanlar
vardır.
Ocak 1923
Bizim dünya nazarında en büyük kuvvet ve kudretimiz, yeni şekil ve
mahiyetimizdir.
1922
Korku üzerine hâkimiyet bina edilemez. Toplara istinad eden hâkimiyet
pâyidar olmaz. Böyle bir hâkimiyet ve diktatörlük ancak ihtilâl
zuhurunda muvakkat bir zaman için lâzım olur.
Mart 1930
Her fert istediğini düşünmek, istediğine inanmak, kendine mahsus siyasî
bir fikre malik olmak, seçtiği bir dinin icaplarını yapmak veya yapmamak
hak ve hürriyetlerine maliktir. Kimsenin fikrine ve vicdanına hâkim
olunamaz.
1930
Vicdan hürriyeti, mutlak ve taarruz edilemez, ferdin tabiî haklarının en
mühimlerinden tanınmalıdır.
1930
Hürriyet, insanın, düşündüğünü ve dilediğini mutlak olarak
yapabilmesidir.
1930
Bu tarif, hürriyet kelimesinin en geniş mânasıdır. İnsanlar, bu mânada
hürriyete, hiçbir zaman sahip olamamışlardır ve olamazlar. Çünkü
malûmdur ki insan, tabiatın mahlûkudur. Tabiatın kendisi dahi, mutlak
hür değildir; kâinatın kanunlarına tabidir. Bu sebeple, insan ilk önce,
tabiat içinde, tabiatın kanunlarına, şartlarına, sebeplerine, âmillerine
bağlıdır. Meselâ, dünyaya gelmek veya gelmemek insanın elinde olmamıştır
ve değildir. İnsan, dünyaya geldikten sonra da, daha ilk anda, tabiatın
ve birçok mahlûkların zebunudur. Himaye edilmeye, beslenmeye, bakılmaya,
büyütülmeye muhtaçtır.
1930
Hürriyet ve istiklâl benim karakterimdir.
1906
Hürriyet olmayan bir memlekette ölüm ve çöküntü vardır. Her ilerlemenin
ve kurtuluşun anası hürriyettir.
1906
Hürriyetten doğan buhranlar ne kadar büyük olursa olsun, hiçbir zaman
fazla tazyikin temin ettiği sahte güvenlikten daha tehlikeli değildir.
1930
Kültür
Türkiye Cumhuriyetinin temeli kültürdür. Bu sözü burada ayrıca izaha
lüzum görmüyorum. Çünkü bu, Türkiye Cumhuriyetinin okullarında birçok
vesilelerle eser halinde tesbit edilmiştir.1936
Kültür, okumak, anlamak, görebilmek, görebildiğinden mâna çıkarmak,
uyanık davranmak, düşünmek, zekâyı terbiye etektir.1936
Türkiye Cumhuriyeti çocukları, kültürel insanlardır. Yani hem kendileri
kültür sahibidirler, hem de bu özelliği muhitlerine ve bütün Türk
milletine yaymakta olduklarına kanidirler.
1936
Millî kültürün her çığırda açılarak yükselmesini Türk Cumhuriyetinin
temel dileği olarak temin edeceğiz.1932
Bir millî terbiye programından bahsederken, millî karakter ve
tarihimizle mütenasip bir kültür kastediyoruz.
Temmuz 1924
Asıl uğraşmaya mecbur olduğumuz şey, yüksek kültürde ve yüksek fazilette
dünya birinciliğini tutmaktır.3.8.1932
Sanatsız kalan bir milletin hayat damarlarından biri kopmuş demektir.
1923
Dünyanın bellibaşlı milletlerini esaretten kurtararak, hâkimiyetlerine
kavuşturan büyük fikir cereyanları; köhne müesseselere ümit
bağlayanların, çürümüş idare usullerinde kurtuluş kuvveti arayanların
amansız düşmanıdır.
1923
Biz cahil dediğimiz zaman mektepte okumamış olanları kasdetmiyoruz.
Kastettiğimiz ilim, hakikatı bilmektir. Yoksa okumuş olanlardan en büyük
cahiller çıktığı gibi, hiç okumak bilmeyenlerden de hakikatı gören
hakiki âlimler çıkabilir.
22.3.1923
Geçen Kurultaydan bugüne kadar kültürel ve sosyal alanda başardığımız
işler Türkiye Cumhuriyetinin millî çehresini kesin çizgilerle ortaya
çıkarmıştır.1935
Yeni harfleri, millî tarihi, öz dili, sanatı, ilmi, müziği, teknik
kurumlarıyla kadını erkeğe her hakta eşit, modern Türk sosyetesi bu son
yılların eseridir.1935
Türk Milleti, ancak varlığını derin ve sağlam kültür sınırlarıyla
çizdikten sonradır ki onun yüksek kapasitesi ve fazileti
milletlerarasında tanınır. Türk Milletine fıtrî rengini veren bu
inkılâplardan herbiri çok geniş tarihi devirlerin öğünebileceği büyük
işlerden sayılsa yerindedir.1935
Kültür dediğimiz zaman bir insan cemiyetinin, devlet hayatında fikrî
hayatında, iktisat hayatında yapabilecekleri şeylerin muhassalasını
(toplamını) kastediyoruz ki, medeniyet de bundan başka bir şey değildir.
1929
Medeniyet
Biz her görüş açısından medenî insan olmalıyız. Çok acılar gördük. Bunun
sebebi dünyanın vaziyetinin anlamayışımızdır. Fikrimiz, düşüncemiz,
tepeden tırnağa kadar medenî olacaktır. Şunun bunun sözüne ehemmiyet
vermeyeceğiz. Bütün Türk ve İslâm âlemine bakın; düşüncelerini,
fikirlerini medeniyetin emrettiği değişiklik ve yükselmeye
uydurmadıklarından ne büyük felâket ve ıstırap içindedirler. Bizim de
şimdiye kadar geri kalmamız, en nihayet son felâket çamuruna batışımız
bundandır. 5-6 sene içinde kendimizi kurtarmışsak zihniyetlerimizdeki
değişmedendir. Artık duramayız. Mutlaka ileri gideceğiz; çünkü mecburuz.
Millet açıkça bilmelidir, medeniyet öyle kuvvetli bir ateştir ki, ona
kayıtsız olanları yakar, mahveder. İçinde bulunduğumuz medeniyet
ailesinde lâyık olduğumuz yeri bulacak ve onu koruyacak ve
yükselteceğiz. Refah, mutluluk ve insanlık bundadır.
1925
İnkılâbın temellerini her gün derinleştirmek, desteklemek lâzımdır.
Birbirimizi aldatmayalım. Medenî dünya çok ilerdedir. Buna yetişmek, o
medeniyet dairesine dahil olmak mecburiyetindeyiz. Bütün boş ve temelsiz
sözleri ortadan kaldırmak lâzımdır. Şapka giyelim mi, giymeyelim mi gibi
sözler mânasızdır. Şapka da giyeceğiz, Batının her türlü medenî
eserlerini de alacağız. Medenî olmayan insanlar, medenî olanların
ayakları altında kalmağa maruzdurlar.
1925
Ben, şimdiye kadar millet ve memleket iyiliğine ne gibi hamleler,
inkılâplar yapmış isem hep böyle halkımızla temas ederek, onların ilgi
ve sevgilerinden gösterdikleri samimiyetten kuvvet ve ilham alarak
yaptım. Hedefimiz, gayemiz hep millet ve memleketimizin kurtuluşu,
mutluluğu ve gelişmesidir.
1925
Şu bilinsin ki, biz yabancılara karşı herhangi hasmane bir his
beslemediğimiz gibi, onlarla samimâne münasebetlerde bulunmak
arzusundayız. Türkler bütün medenî milletlerin dostlarıdır. Yabancılar
memleketimize gelsinler; bize zarar vermemek, hürriyetlerimize güçlükler
çıkarmaya çalışmamak şartiyle burada daima iyi kabul göreceklerdir.
Maksadımız yeniden yakınlık meydana getirmek, bizi başka milletlere
bağlıyan ilgileri arttırmaktır. Memleketler muhteliftir, fakat medeniyet
birdir ve bir milletin gelişmesi için de bu yegâne medeniyete iştirak
etmesi lâzımdır. Osmanlı İmparatorluğunu çöküşü, Batıya karşı elde
ettiği zaferlerden çok mağrur olarak, kendisini Avrupa milletlerine
bağlayan ilişkileri kestiği gün başlamıştır. Bu bir hatâ idi, bunu
tekrar etmeyeceğiz.
1923
Bağımsızlığını ve değerini dünyaya tanıtmak özellikleri, liyakatı ve
kudreti taşıyan milletleri, medeniyet yolunda da hızlı ve başarılı
adımlarla ilerlemek istidatları, kabul olunmak lâzımdır. Gerçi bir
toplumun zamanla kökleşmiş örf ve âdetleri, hisleri ve inanışları
mühimdir. Bu itibarla, toplumlar, önayak olacak fertler üzerinde, âdeta
âmir ve hâkim bir tesir gösterirler. Fakat, yaradılıştaki istidat ve
liyakati, gelişme ve yükselmeğe erişmiş milletler; medeniyetin bugünkü
gelişmelerinden feyiz ve ilham almış aydın evlâtlarının sevk ve
rehberliğiyle, mazide kaçırdıkları fırsatların doğurduğu gecikmeleri,
telâfi çaresini bulmakta gecikmezler. |