GÜNCEL

AKP; Gazetecilere ne verdi?
10 Ocak, ülkemizde Çalışan Gazeteciler Günü olarak kutlanıyor.
Gazetecilere 212 Sayılı Yasa ile önemli haklar bugün verilmişti.
Veren ise, 27 Mayıs İhtilali'ni yapan Milli Birlik Komitesi idi.
Sakın; darbecileri övdüğümü sanmayın.
Lakin; 27 Mayısçıların demokrasi anlayışı ile bugünkü sivil iktidarın demokrasi anlayışını karşılaştırmak; bizleri ilginç ve düşündürücü sonuçlara ulaştıracaktır. 27 Mayısçılar, gazetecileri fikir işçisi saymışlar; onlara ekonomik anlamda ve iletişim özgürlüğü konusunda çok önemli haklar vermişlerdir.
Sonraki dönemde ise gazetecilere 1961'de verilen haklar ağır ağır yok edildi.
Bugün; 10 Ocak'ta bizler bayram yapmıyoruz; matem tutuyoruz. Yandaş medya dediğimiz basın kanadında da durum farklı değil. Oradaki gerçek gazeteciler de bizler gibi sıkıntı içindeler.
Varsa hayatından memnun bir gazeteci söylesin de biz kendisini kutlayalım; ondan da bu mutluluğun formülünü isteyelim.

İYİCE KUŞATILDIK

2010'daki gazeteciler 1961'den çok daha geridedir. Özellikle gazetecilerin sendikal hakları ellirinden alınarak onların demokratik hak talepleri tamamen yok edildi. En okumuş kesimi oluşturan gazetecilerin en sendikasız kesim olduğunu söylersem; içinde bulunduğumuz yakıcı durumu anlatmış olurum.
Ne yazık ki sendikanın yok edilmesinde; patron işbirlikçisi şu çok meşhur gazeteciler akıncı beyi gibi davranmışlardır. Bugün gerçek gazetecilik yapanların çoğu 212 Sayılı Yasa'nın dışında çalıştırılıyor. Resmen; gazeteci köleliği var.
Bunları Başbakan Erdoğan da biliyor. Sayın Başbakan; Çalışan Gazeteciler Günü ile ilgili olarak konuşurken demiş ki: ''Basın mensuplarının haklarının korunması, çalışma şartlarının günün ihtiyaçlarına göre güncelleştirilmesi ve iyileştirilmesi şimdiye kadar olduğu gibi bundan sonra da önceliklerimiz arasında yer almaya devam edecektir.''
Şimdi soruyorum: Sayın Erdoğan 2003'ten 2010'a kadar, bunca yıllık AKP iktidarı döneminde gazetecilerin hayatını kolaylaştırmak; basın üzerindeki baskıyı kaldırmak için ne yaptınız?
Hiçbir şey...
Üstüne üstlük; AKP iktidarları zamanında basın üzerinde müthiş bir baskı yaratıldı. Hükümeti eleştiren veya tarafsız haber veren basın organları cezalandırıldı. Gazeteciler; yazarlar korkutuldu. Birçoğu işinden edildi. AKP iktidarları dönemi; çalışan gazeteciler açsından yakın tarihin en sıkıntılı dönemidir. Bugün yüzde 90'ı iktidarın emrine sokulmuş bir gazetecilik (ve televizyonculuk) düzeni içindeyiz.
İnanmayanlar lütfen bir düşünsünler: Başbakan Erdoğan ve Cumhurbaşkanı Gül; gazetecileri ikiye ayırmış durumdalar. AKP'yi öven gazeteciler dışında kimseyi yanlarına yaklaştırmıyorlar. Gezilerinde; özel röportajlarında hep onlar var. Yani; hükümet ve hükümet çizgisindeki başka temsil noktaları; basını bile bile ikiye böldüler. Bizden olan ve olmayanlar diye... Olmayanlar; hızla yok ediliyor.
Bakın gazeteleri; göreceksiniz. Beğenmediğiniz Ertuğrul Özkök'ten sonra Hürriyet'in ne hale getirildiğine de bir dikkat edin; 10 Ocak'ın bayram mı yoksa yas günü mü olduğunu anlayacaksınız.
Peki nerede şu demokrasi şampiyonları? Avrupa Birliği'nin çok demokrat komiserleri Türkiye'de basının susturulduğunu niye görmezden geliyor?
Türkiye, biz gazeteciler için hiç bu kadar karanlık olmamıştı...

EĞİTİM-İŞ'Lİ ÖĞRETMENLER ARASINDA

Eski bir öğretmen olarak; kendimi en mutlu hissettiğim anlar; öğretmenlerin içinde olduğum anlardır. İlahiyatçı yazar ve öğretmen Cemil Kılıç; beni Eğitim-İş'li öğretmenlerin toplantısına davet ettiğinde sevinçle kabul ettim. Önce Eğitim- İş'in Kadıköy'deki 2 Nolu şubesinin açılışına katıldım. Oradaki öğretmenleri görünce de Türkiye'nin geleceğine olan güvenim daha bir arttı. Çünkü; Mustafa Kemal düşüncesine sıkı sıkıya bağlı çağdaş kişilikli öğretmenlerdi bunlar.
Pazar günü de Eğitim-İş'in İTÜ Maçka tesislerinde verdiği kahvaltıda konuştum. Ve özellikle de kadın öğretmenlere seslenerek; 'Çağdaş yaşam tarzına yönelik saldırı öncelikle kadınlarımızı tehdit ediyor.' dedim.
Gördüm ki ırkçılığa da gericiliğe de emperyalizme de karşı olan; Atatürk ilke ve devrimlerine sıkı sıkıya bağlı bir öğretmen kuşağı var karşımda.

Bütün öğretmenleri Eğitim-İş'te buluşmaya davet ediyorum.

12.10.2010 Güneş Gazetesi Yazarı Rıza ZELYUT


Bayram UĞUR Öğretmenimiz bayrağı geçen yıl devretmiş EĞİTİM-İŞ'e, haberim olmamış. Yıllarca kendisi yaptı bu etkinliği. Elde kalan o küçücük konser gelirden kitaplıklar açtı köy okullarında; gereksinimi olan çocukları giydirdi kimi zaman.
Onun için bu gecenin düzenlenmesi, kuşkusuz her daim dalgalandırılması, yere düşürülmemesi gereken bir bayraktı ki; Bayram Öğretmen günü geldiğinde kendinden beklenecek, ona yakışır bir davranışla genç meslektaşlarına devretti sancağını.
Eğitim-İş Adana Temsilcisi İsa KAYADAN ve Şube Sekreteri Abdurrahman GÜNDEŞLİOĞLU Büyükşehir Belediyesi tiyatro salonunda telaşla koşturup dururken Bayram UĞUR'un en doğru kararı vermiş olduğunu düşünüyorum, o dakikada.
Konumunu evlatlarına devretmiş bir babanın kimseye fark ettirmeden denetleyen, verdiği kararın doğruluğundan emin olmak isteyen hali ne ise Bayram UĞUR'unki o, gece boyunca. Elleri cebinde bir yandan dostu Tolga ÇANDAR'la ilgileniyor, diğer yandan salonda ne olup bittiğine bakıyor göz ucuyla.
Çok hoşuma gidiyor gördüklerim. Bayram Öğretmenin, Kayadan'ın, Gündeşlioğlu'nun içinde oldukları ruh halleri o derece ortadaki.
Tüm bu insanlık hallerinin ortasında bağlamasıyla uğraşıp duruyor Tolga ÇANDAR; herkesten ve her şeyden uzaklaşmış.
Bilmiyorum başka hangi illerin kurtuluş günleriyle özdeşleşmiş bir isimdir Tolga ÇANDAR; ancak biz Adanalılar için öyle bir durumda ki artık, 5 Ocak = Tolga ÇANDAR diyebiliriz.
Salt 5 Ocaklar değil, öncesi de var kuşkusuz: "Tam 25 yıl olmuş" diyor Tolga ÇANDAR. "Adana'da ilk konseri verişimin üzerinden tam 25 yıl geçmiş."
Konuşmalarla başlıyor "5 OCAK ADANA'NIN KURTULUŞU KUVAYİ MİLLİYE GECESİ". İlk konuşan Eğitim-İş adına İsa KAYADAN oluyor; peşinden İl Milli Eğitim Müdürü Abdulgaffur BÜYÜKFIRAT, Birleşik Kamu İş Genel Başkanı Hasan KÜTÜK sırasıyla.
KAYADAN'ın konuşması günün anlam ve önemine ilişkin klasik bir açılış konuşması; kıvamında.
Sayın Hasan KÜTÜK'e gelince, onunki tam bir sendikacı konuşması oluyor, hazır o kadar insan da karşısındayken. Eylemdeki Tekel ve İtfaiye emekçilerine selam gönderiyor Hasan KÜTÜK; belki de gönderebileceği en doğru yerden, bir "Kuvayi Milliye Gecesi"nden.
(Bu sebeple bir selam da bizden olsun sömürüye karşı dik durabilen, direnen tüm emekçilere.)
Bu iki konuşma bir yana, benim en hoşuma giden konuşma Abdulgaffur BÜYÜKFIRAT'tan geliyor aslında.
Sayın BÜYÜKFIRAT konuşmasında öyle bir saptamaya yer veriyor ki, oturduğum yerden kürsüye doğru seslenme isteğime zor engel oluyorum. Ancak yine de alçak bir sesle de olsa karşılık vermekten geri kalmıyorum: "Atatürkçü olduklarındandır" diyorum. "Kafalarının içi apaydınlık olduğundan."
Bakın Sayın BÜYÜKFIRAT ne dedi de, ben çok beğendim:
"Eğitim-İş denince bendeki etkilerini size söyleyeyim, ağırbaşlılık ilk aklıma gelen. Çünkü geçen sene bir yemeklerinde bulunmuştum -elbette öğretmenlerimizin hepsi öyle ama- bu alanda bu sendika çatısı altında toplanan arkadaşlarımızın çok olgun ve kâmil oldukları kanaati bende uyandı."
İşte bu. Sayın Büyükfırat'ın ortamdaki farklılığı, genelden ayrılan yanını tanımlamak için kullandığı sözcük "olgunluk" olsa da, şundan kuşku duyulmasın ki o ortamı farklı kılan tek şey arkadaşlarımızın izinde ve içinde oldukları yolun aydınlığıdır.
Tiyatrocu Gürsel FIRAT arkadaşımız Nazım'ın Kuvayi Milliye Destanı'ndan bir bölüm okuyor; Mersin'den gelen Şair Dursun KOÇ büyüğümüz kendi yazdığı bir Atatürk şiirini bizimle paylaşıyor derken gece gelip işin konser kısmına dayanıyor.
Tolga ÇANDAR Adana'daysa ve bir konser verecekse klasikleşen bir durumda şu ki, öncesinde sahneye çıkacak kişi çok beğendiğim sesi ile Sevil DOĞAN olacaktır.
Serkan YONTAR ve Erdal AKPINAR'la sahneye çıkıyor Sevil DOĞAN; su gibi duru sesiyle türküler söylüyor art arda; arada, Serkan YONTAR eşlik ediyor kendisine. (Söylemeden geçemeyeceğim, Serkan YONTAR da harika bir ses)
Ve gecenin bekleneni; Tolga ÇANDAR.
Omzunda mendili, elinde sopasıyla bir tabure üstüne anlatıp duran meddaha benzetirim Tolga ÇANDAR'ı ben. "Türkü söylemesi mi öykülerini dinlemek mi?" gibi bir tercihe zorlasanız seçim yapmakta kararsız kalırım, kesin. Kararlı olduğum tek konu şu olabilir ki, Tolga ÇANDAR dinleyicisini asla sıkmadığı gibi "Bu kadar mı?" noktasında bırakan bir sanatçı.
Gece bittiğinde onu konuştuk arkadaşlarla "Aslında biraz daha sahnede kalmalıydı" diye sitem ettik, dinlediğimiz öykülerin ve türkülerin tadı belleğimizde.
***
Teşekkürler Sevgili Bayram Uğur Öğretmenimiz. "Kuvayi Milliye"nin sancağını Eğitim-İş'li genç meslektaşlarınıza devrettiğiniz için gerçekten teşekkürler.
Ve EĞİTİM-İŞ'in aydınlık yüzlü neferleri!.. Bilmelisiniz ki, bu sancak sizin elinize çok ama çok yakıştı; sizin elinizde çok daha anlam kazandı, açık.
Nice 5 Ocaklara; nice Kuvayi Milliye Gecelerine.
 

07.01.2010
Yeni Adana Gazetesi
Süreyya Köle
http://www.yeniadana.net/web/YaziDetay.aspx?id=3379


Eğitim-İş, bakanı istifaya çağırdı

Eğitim-İş Genel Başkanı Yüksel Adıbelli, 687 bin öğretmenin İLSİS kayıtlarının çalınmasının, çalışanlar ve öğretmenler gözünde bakanlığa olan güvenin kaybolmasına neden olduğunu söyledi.

Adıbelli, “Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik'in bu kadar skandaldan sonra derhal istifa etmesini, diğer sorumluların hakkında da gerekli işlemlerin yapılmasını istiyoruz” dedi. Eğitim-İş Genel Başkanı Yüksel Adıbelli, yaptığı açıklamada, Milli Eğitim Bakanlığı'nın OKS ve SBS sınavlarında öğrencilere yönelik birçok skandala imza attığını söyleyerek, “Şimdi de 687 bin öğretmenin İLSİS kayıtları çalınarak kimlik ve okul bilgileri internet ortamında paylaşıma açılmıştır. Milli Eğitim Bakanlığı bu skandalla, çalışanlarının ve kamuoyunun gözünde güvenilirliğini tamamen kaybetmiştir” dedi.

Milli Eğitim Bakanlığı'nın, eğitim çalışanlarının kendisine sahip çıkmadığını, ayrıca İLSİS'te kayıtlı bilgilerine de sahip olamadığını ifade eden Adıbelli, “Bakan ve liyakatsiz kadroları, bu beceriksizlikleriyle dünya aleme rezil olmuşlardır” görüşünü dile getirdi. Yaşanan bu olaydan sonra öğretmenlerin son derece tedirgin olduğunu söyleyen Adıbelli, çalınan kimlik ve okul bilgilerinin kimler tarafından, hangi amaçlarla, nasıl kullanılacağının bilinmediğine işaret etti. Kimlik bilgileri ve T.C. numaralarıyla sahte kimlik çıkartma, internet üzerinden alışveriş yapma, kredi kartı düzenleme gibi usulsüz ve kanunsuz işlerin yapıldığı ve insanların mağdur edildiğinin bilindiğini kaydeden Adıbelli, “Eğitim-İş olarak olayı şiddetle kınıyoruz. Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik'in bu kadar skandaldan sonra derhal istifa etmesini, diğer sorumluların hakkında da gerekli işlemlerin yapılmasını istiyoruz. Eğitim-İş, adeta Milli Skandallar Bakanlığı haline gelen MEB'in bu ihmalkarlığı sonucunda mağdur olacak öğretmenlerimizin haklarını aramaya devam edecektir” şeklinde konuştu.

http://www.ogretmenlersitesi.com/haber/2219


‘Müdür bey Allahsız mı?’ (HÜRRİYET))Salih UÇAR/ANTALYA, (DHA)

ANTALYAdaki Aksu İlköğretim Okulunda müzik öğretmeni ile müdür arasındaki cinsel taciz suçlamasını soruşturan ilköğretim müfettişleri Nedim Düztepe ve Mehmet Çağların tanık öğretmenlere, “Okul müdürünün Allaha inanmadığı, Ermeni olduğu ileri sürülmektedir. Bildiklerinizi yazınız” sorusunu yönelttiği ortaya çıktı. Müdür ve öğretmene 1er günlük maaş kesme cezası verilirken; Eğitim-İş Antalya Şube Başkanı İbrahim Daş, Atatürkçü öğretmenlere baskı kurulmaya çalışıldığını iddia etti.

Aksu İlköğretim Okulunun Müzik Öğretmeni 36 yaşındaki Sevil Ü.nün cinsel tacizle suçladığı Okul Müdürü Mehmet K., geçen yıl İl Milli Eğitim Müdürlüğüne başvurarak hakkındaki iddianın soruşturulmasını talep etti. Müdür K., öğretmen Ü.nün disiplinsiz davranışlar sergilediğini, kendisini uyardığını, bir süre sonra da hakkında ‘cinsel tacizde bulunduğu’ yönünde dedikodular çıkarttığını belirterek, müfettişlerin idari soruşturma yapmasını istedi. Bu sırada müdür ve öğretmen savcılığa karşılıklı suç duyurusunda bulundu.

TACİZ YOK, CEZA VAR

İl Milli Eğitim Müdürlüğü idari soruşturma kapsamında müfettiş görevlendirirken, Okul Müdürü Mehmet K. il merkezindeki İsmail Hakkı Kaya İlköğretim Okuluna yine müdür olarak atı, öğretmen Sevil Ü. ise İbradı İlçesindeki Yatılı Bölge İlköğretim Okulunda görevlendirildi.

Olayı soruşturmakla görevlendirilen ilköğretim müfettişleri Nedim Düztepe ve Mehmet Çağlar, geçen yıl Kasım ve Aralık aylarında yaptıkları soruşturma sonunda öğretmenlerin ifadelerini aldı. Taciz iddiasının gerçek olmadığına kanaat getiren müfettişler, hazırladıkları raporda, idari konularda okul müdürü ve öğretmene 1/30 aylıktan kesme cezası verilmesini talep etti. Müfettişler, ‘devlet memurunun güven ve itibar duygusunu sarsacak nitelikte davranışlarda bulunulduğu’ gerekçesini gösterdi. Milli Eğitim Müdürlüğü de müfettişlerin raporu doğrultusunda cezaları onayladı. Yaklaşık bir yıl süren soruşturma ve yazışmalar sonunda, cezalar önceki gün taraflara tebliğ edildi.

Müzik öğretmeni Sevil Ü.nün Müdür Mehmet K. hakkında taciz suçlamasıyla ilgili dava ise 2nci Asliye Ceza Mahkemesinde devam ediyor.

MÜFETTİŞLERİN 5 SORUSU

Eğitim-İş Antalya Şube Başkanı İbrahim Daş, dün yaptığı açıklamada, soruşturma evraklarını incelediklerini ve ilköğretim müfettişlerinin bu soruşturma sırasında olayla ilgisi olmayan ve Anayasanın 24üncü maddesini (din ve cicdan hürriyeti) ihlal eden sorular sorduğunu öğrendiklerini söyledi. Atatürkçü öğretmenlere baskı kurulmaya çalışıldığını iddia eden Daş, şöyle konuştu:

“Çalışkan, başarılı, Atatürkçü, Cumhuriyet kadrolarının üzerinde nasıl baskı kurulmaya çalışıldığının kanıtı bu soruşturmadır. Müfettişler tanık olarak gösterilen öğretmenlere ‘Okul Müdürü Mehmet K.ın Allaha inanmadığı Ermeni olduğu, bayrağa saygısının olmadığı, öğle yemeklerinde ayrana rakı koyup içtiği, Müzik Öğretmeni Sevil Ü.ye sarkıntılık ve taciz ettiği, bazı öğretmenleri okuldan attıracağını söylediği ileri sürülmektedir. Bu konulardaki ifadenizi aşağıya yazınız’ diye sormuş ve bu 5 sorunun cevabının yazılmasını istemiştir. Burada açıkça Anayasamızın 24üncü maddesini ihlal suçu işlemişlerdir. Türkiye Cumhuriyeti laik, demokratik bir hukuk devletidir. Kişilerin inançları, ırkları bir suç olarak görünüp sorgulanamaz. Ulusumuzun dinsel duygularını kullanarak bir eğitim ve bilim işgörenini toplum gözünde karalayarak ve Ermeni yurttaşlarımıza karşı nefret doğuracak bu bakış açısını Milli Eğitim Bakanlığı nasıl açıklayabilir? Irk din ve dil ayrımı gözetmeden yurttaşlık temelindeki bu tanıma karşı AKP ve MEB ise sadece dinsel yapıya dayalı bir ulus anlayışını öne çıkarmaktadır. Bu politikaların sonucu olarak ülkemizde, etnik, dinsel ve dilsel temelde olaylar çıkmaktadır.”

‘YAŞ OLMAYANA GÖZDAĞI’

Söz konusu soruşturmanın Aksu İlköğretim Okulu eski Müdürü Mehmet K.’nın şikayeti üzerine açıldığına dikkat çeken Daş, “Müdür Mehmet K. 2001- 2007 yılları arasında okul müdürlüğünü yaptığı Aksu İlköğretim Okulunu başarıdan başarıya koşturmuş, elindeki kurumu Antalya’nın en iyi kurumlarından biri haline getirmiştir” dedi.

Başarının alkışlanması ve ödüllendirilmesi gerektiğini belirten Mehmet K., “Bırakın alkış ve ödüllendirmeyi, amacından tamamen saptırılmış böyle bir soruşturma dosyası ile adeta çalışanların şevkini kırmaya, onları yıldırmaya çalışmaktadırlar. Bu dosya yaş olmadığı düşünülen çalışanlara karşı bir gözdağı, suçlulara cesaret abidesidir” diye konuştu.

İfade Tutanağı

YUKARIDA açık kimliği ve diğer bilgileri yer alan tanık öğretmen (....) ../11/2007 tarihine rastlayan Pazartesi günü saat 11.30da Aksu İlköğretim Okulundaki müfettişliğimiz odasına itham edilen konumunda davet edilerek, davet edilmesine esas konu kendisine anlatılıp, bu konuda açıklamalarının istenileceği ve açıklama yapmasına engel bir durumun olup olmadığı, açıklama yapmak isteyip istemediği sorulduğunda, açıklama yapmasına engel bir durumu olmadığını ve özgür iradesi ile açıklama yapmak istediğini belirtmesi üzerine; iddialar/konular ile ilgili olarak Okul Müdürü Mehmet K. hakkında aşağıdaki iddialar ileriye sürülmektedir.

1- Allaha inanmadığı, Ermeni olduğu

2- Bayrağa saygısı olmadığı

3- Öğle yemeklerinde ayrana rakı koyup içtiği

4- Öğretmen Sevil Ünlüye sarkıntılık ettiği ve tacizde bulunduğu

5- Bazı öğretmenleri okuldan attıracağını söylediği ileri sürülmektedir. Bu konulardaki ifadenizi aşağıya maddeler halinde yazmanızı, varsa belgelerinizi ifadenize eklemenizi rica ederiz.

Nedim Düztepe Mehmet Çağlar
İlköğr. Müfettişi İlköğr. Müfettişi ..


İlköğretim okulunda Vahdettin fotoğrafı tartışması (ANKA)

Osmanlı İmparatorluğu’nun son padişahı olan ve Milli Mücadele başladıktan sonra İstanbul işgal orduları Başkomutanı Harrington’a başvuran ve ardından da bir İngiliz savaş gemisiyle yurdu terk eden Sultan Vahdettin’in fotoğrafı Burdur’un Çavdır İlçesine bağlı Dengere İlköğretim Okulu’na “Türk büyüğü” olarak asıldı. Tartışmalı padişahın fotoğrafı Eğitim-İş Burdur Şube Başkanı Hasan Cengiz ve sendika yönetimi tarafından okul ziyareti sırasında tesadüfen görüldü.

-Uzun yıllardır vatan haini mi değil mi tartışması yürütülen Vahdettin’in bir ilköğretim okuluna fotoğrafının asılmasına eğitim camiası da tepki gösterdi. Eski TBMM Milli Eğitim Komisyonu üyesi Mustafa Gazalcı, olayın tekil bir olay olmadığını bir çok okulda bunun benzeri olayların yaşığını söyledi. AKP iktidarı tarafından hazırlanan ortamda bunların yaşığına dikkat çeken Gazalcı, “Balık baştan kokar” dedi.

Osmanlı İmparatorluğu’nun son padişahı olan ve Milli Mücadele başladıktan sonra İstanbul işgal orduları Başkomutanı Harrington’a başvuran ve ardından da bir İngiliz savaş gemisiyle yurdu terk eden Sultan Vahdettin’in fotoğrafı Burdur’un Çavdır İlçesine bağlı Dengere İlköğretim Okulu’na “Türk büyüğü” olarak asıldı.

Tartışmalı padişahın fotoğrafı Eğitim-İş Burdur Şube Başkanı Hasan Cengiz ve sendika yönetimi tarafından okul ziyareti sırasında tesadüfen görüldü. Cengiz ve arkadaşları sendikal faaliyet için gittikleri Dengere İlköğretim Okulu’nun duvarlarında Türk büyüklerinin fotoğraflarının ve yaşam öykülerinin yazılı olduğunu ve bunlar arasında Vahdettin’in de teşhir edildiğini gördüler. Konuyla ilgili olarak ANKA’ya açıklama yapan Burdur Eğitim-İş Şube Başkanı Hasan Cengiz, olaya tepki göstererek Türkiye’nin yakın tarihinde Vahdettin’in “hain” nitelemesine en uygun isim olduğunu belirterek, “Çünkü Vahdettin, İngiliz ordusunu hilafet ordusu ilan etmiş, Yunan ordusuna direniş gösterilmemesini halife olarak buyurmuştur. İngiliz masını istemiştir. Sevr antlaşmasını kabul etmiş, Mustafa Kemal’in idamını onaylamış, Milli Mücadeleye karşı ayaklanmaları kışkırtmış ve desteklemiştir. 1922 yılında da bir İngiliz gemisiyle yurttan kaçmıştır. Üstelik kimilerinin bir siyasi polemik olarak gördüğü Büyük Nutuk’ta Atatürk, Vahdettin’i ‘soysuz, alçak ve hain’ olarak nitelemiştir, Üstelik Kasım 1922’de TBMM’nin Vahdettin’in hain olduğuna ilişkin kararı vardır Vahdettini kahraman göstermenin tek bir amacı var. Bunu bizim insanımız hala anlamadı. Atatürkün başarılarına gölge düşürüp onu karalamak” dedi.

-“TEKİL BİR OLAY DEĞİL”-

Eski TBMM Milli Eğitim Komisyonu üyesi Mustafa Gazalcı, olayın tekil bir olay olmadığını birçok okulda bunun benzeri olayların yaşığını söyledi. Okullara Vahdettin’in fotoğrafının asılmasının AKP iktidarı tarafından hazırlanan bir ortam sonucu olduğunu ifade eden Gazalcı, “Okullardaki kadrolaşma, ders kitaplarının ve kaynak kitaplarının içeriklerinin değiştirilmesi, milli eğitim ilkelerinden uzaklaşma bunu doğurdu. Kimi okullarda köşelerde, kimi okullarda da okulların kurduğu internet sitelerinde Vahdettin övülüyor. Hatta Devrim Tarihi kitabının içeriğini değiştirerek bunlar yapılıyor. Yani balık baştan kokuyor” dedi.

-HAİN Mİ DEĞİL Mİ?-

Osmanlı İmparatorluğunun belki de en tartışmalı ve son padişahı olan Vahdettin kimileri tarafından hain ilan edilirken kimileri tarafından da Atatürk’ü Anadolu’ya göndererek milli mücadeleyi başlattığı ileri sürülüyor. En son eski Başbakanlardan Bülent Ecevit’in başlattığı tartışmada tarihçiler ve siyasetçiler ikiye bölündü. ...