Cumhuriyet Bayramı

         28 Ekim 1923’le 29 Ekim 1923 tarihleri arasında takvimlere göre bir gün vardır. Oysa bu bir günde yaşananlar ve bu tarihler arasındaki anlam farkı, Türk Ulusu için çok özel şeyler ifade eder.
        Türk Halkı söz konusu bir gün içinde asırlardır süren bir imparatorluğu tarihin sayfalarına bırakmış, CUMHURİYET’E geçmiştir. İnsanlarımız padişahın tebası olmaktan çıkıp, Cumhuriyetin vatandaşı olmuştur. Adına karar verilen bir ümmet olmaktan kurtulup kendi kararlarını kendisi veren bir ulus haline gelmiştir.
        Türk ulusunun alın terinin, emeğinin ve gözyaşının en görkemli ürünü olan Türkiye Cumhuriyeti, Ulusal Egemenliği ve Tam Bağımsızlığı amaçlayarak emperyalizme karşı yapılmış bir ulusal kurtuluş savaşı sonucu işte bu anlamlı tarihte kurulmuştur -29 Ekim 1923-. Ve bu savaşı ufkuyla sonuçlandıranda Gazi Mustafa Kemal ve onun arkadaşlarının inançlı ve dirençli çabalarıdır.
       Gazi Mustafa Kemal, Cumhuriyet’in ilanından sonra asıl büyük savaşına başlamış, siyasal kurumlardan yasalara, eğitimden ekonomiye kadar her alana el atmış, devrimleriyle ilkeleriyle aydınlık Türkiye’yi yaratma yolunda devasa mücadeleler vermiştir.
        Cumhuriyet en çağdaş, en katılımcı ve halk egemenliğini en üstün tutan bir yönetim biçimidir. Cumhuriyet Fazilettir. Ve Cumhuriyet’in 3 temel unsuru vardır. 1- Laik Devlet anlayışı, 2- Hukuk Devleti, 3-Ulus Devlet Anlayışı.
        Günümüzde mevcut iktidardan sonra bu üç temel sarsılmıştır. Yargıya müdahale edilerek, yargı bağımsız olmaktan çıkarılmış, bağımsız olamayan yargıda siyasallaşmıştır. Cumhuriyetin üniter yapısını ulusun bölünmez bütünlüğünü kendisine tehlike gören terör örgütleri sınır kapılarında karşılanıp seyyar mahkemelerle serbest bırakılmışlardır. Yargı kararlarıyla irtica odaklı olduğu tescil edilmiş iktidar partisinin yönetimindeyken Türkiye’miz nasıl bir laik devlet anlayışından söz edebiliriz?
        Cumhuriyette, Meclis, Cumhurbaşkanı ve Hükümet, halkın özgürlüğünü, güvenliğini ve huzurunu sağlamaya çalışmaktan başka bir şey yapamazlar. Çünkü bunlar bilirler ki, kendilerini iktidar ve yetki mevkiine belirli bir süre için getiren irade ve egemenliğin sahibi ulustur. Ulus tarafından, ulus adına devleti yönetmeye görevlendirilenlerin gerektiğinde ulusa hesap verme zorunluluğu, laubali ve keyfi davranışla bağdaştırılamaz.
       Her şeye rağmen Atatürk Türkiye’si laik demokratik sosyal hukuk devleti anlayışını hiçbir zaman kaybetmeyecektir.
       Atatürk Cumhuriyeti’nin üniter ve bölünmez yapısını çeşitli odaklar ne yaparlarsa yapsınlar, ulusumuzu bölemeyeceklerdir. Ve en güçlü olan yurttaştır, yurttaşa inancımız tam olmalıdır.
       Ulusun geleceğini yine ulusun azim ve kararı kurtaracaktır. Atatürk Cumhuriyetine olan inancımızı hiçbir zaman kaybetmeyeceğiz.


 

MÜCADELEMİZDE 3.YIL

         Alın teri ile, aklının aydınlığı ile çalışan dava arkadaşlarım;

        Eğitim emekçilerinin 50 yıllık mücadele tarihine yeni bir sayfa daha ekleyeceğimiz bugünlerde TÖS ve TÖBDER den aldığımız örgüt disiplini ve örgüt ahlakından hiçbir şekilde vazgeçmeyeceğiz.

        Günümüz dünyasının üretim ilişkileri emek mücadelesinin önemini her geçen gün daha çok artırıyor. Fakat yine günümüzde etkinlik gösteren emek örgütleri, yalnız üretim-emek çelişkisinin değil ülke geleceğini ilgilendiren her konunun ekseninde yer alıyor. Bizim mücadelemizde örgütümüzün kuruluşuyla daha farklı bir anlam kazandı. Dişimizle, tırnağımızla, alın terimizle, yüreğimizle kurduğumuz örgütümüz; çağdaş laik demokratik ve tam bağımsız ülke idealimizi, grevli toplu sözleşmeli sendikal hak özlememizi, halkımız için parasız eğitim-parasız sağlık isteğimizi dile getirebildiğimiz yuvamız oldu. Sen-Ben kavgasının kısır döngüsünden kurtulup –BİZ- olmanın huzurunu hissettik burada. Biz, ülkemizin ışığını söndürmek isteyenlerin önündeki set olduk. Biz, çocuklarımızın geleceği için tehlikenin farkında olanlar ve tehlikeye hep birlikte baş kaldıranlar olduk. 3.yılımızı doldurmaya yakın bu günlerde ne yazık ki ülkemizin yakasına yapışan kara ellerin lekesi sendikamıza da bulaştırılmaya çalışılıyor, sevgili dostlar. Sanayimizin tarımsal üretimin yabancılara peşkeş çekildiği, eğitimde sağlık da özelleştirme işgalinin yaşandığı “ toplu teslimiyet” komedisinin toplu görüşme adıyla emekçiye yutturulmaya çalışıldığı güzel ülkemizin çevresinde emperyalist postalların dolaştığı, uluslararası hukuktaki tüm kazanımlarımızın yok sayılmaya çalışıldığı günümüzde bir kez daha –BİZ- olmaya her zamankinden daha çok ihtiyacımız var.

        Eğitim-İş kuruluşuyla önemli bir misyon yüklenmiş ve bu misyonu kuruluşundan itibaren emeği ve yüreğiyle destek veren her bir üyesinin alın teri ile başarıyla gerçekleştirmiştir. Üyelerimiz ve özellikle iş yeri temsilcilerimiz örgütümüzü tanıyarak anlamalı, anlayarak sevmeli, severek sorumluluk sahibi olmalıdır. Önümüzdeki hedef Adana yerelinde örgütümüzü büyütmek, Yurt genelinde yetkili kılmak olmalıdır. Bunun için ihtiyacımız olan Eğitim-İş’in kuruluş felsefesine gönülden inanan ve örgüt sorumluluğu taşıyan kadrolardır. Bu kadroları, Örgütümüzün geleceğini, Çocuklarımızın yarınlarını beraberce yaratmak umuduyla…

         3.YIL KUTLU OLSUN…

İsa Kayadan

Şube Başkanı

GERİ